Mor Kedi Patisi

Etiket Arşivi: » aybüke altınöz «

Evet, geldik bir doğum gününe daha.

Bu kez doğum gününü kutladığım ne bir arkadaş, ne kardeş, ne anne, ne sevgili…

Bu sefer ki doğum günü blogumun doğum günü.

Dolu dolu 2. yılını bitirdi bugün Mor Kedi Patisi… Hala küçük bir bebek olmakla beraber yavaş yavaş emeklemekten yürümeye geçişini tamamlıyor…

İlk zamanlar sadece kağıt, kalem bulamadığımda ya da el yazısı yazamayacağım bi yerdeysem – işteysem mesela-  içimden gelenleri kusmak için kullandığım bi acil durum çıkışıydı blogum.

Sonrasındaysa, el yazısını bir kenara koyup devamlı olarak kendimi, tecrübelerimi, kırgınlıklarımı, sinir harplerimi aktardığım, kendimi güvende hissettiğim yer oldu…

Tabi ki şuan ki haline gelmesi çok uzun bir süreçte gerçekleşti…

İlk yayına girdiğinde blogspot uzantılı olan blogumu sonrasında wordpress uzantılı alana taşıdım. Tam alışıyorken bu kez alan adımı aldım ve www.morkedipatisi.com oldum :)

E tabi ki bunlarla bitmedi her şey. Ben ne anlarım eklentilerden ? Anlamam. Ama bir anlayana sordum :) Sevgili Taylan beni hiç kırmadı, hem destek verdi, hemde hosting verdi. Her şeyden önce emekleri için çok teşekkür ediyorum hepinizin huzurunda kendisine.

Sonrasında ise sevgili Aybüke güzel ruhunu dokundurdu hayallerime. Ben anlattım kedilerimi o çizdi. Benim takıldığım yerde o devam etti, kendinden, ruhundan, emeğinden kattı hayalimin içine. Tasarım deyip geçmedi, ince ince dokudu kedilerimi.

İşte şimdi bu kadar emeğin verildiği blogumun yaş günü. Ayrıca bu yazı tam 100. yazım :) Evet 2 yılda belki 100 yazı ne ki diyeceksiniz ama ben sadece yazmış olmak için ya da bu işten bir çıkar uğruna yazmıyorum. Sadece kendimi anlatıyorum burada ve belki benim yaşadıklarımı yaşayan insanlara ulaşabilmek amacım. O yüzden 100 benim için çok büyük bir rakam diyebilirim :) Ve ben minik bir hediye vermek istiyorum bunun hatırına.

Vermeyi planladığım hediye Alacakaranlık serisinin 4 cep boy kitabı.

Çekilişi ise şöyle gerçekleştireceğim;

1) Bloguma üye olup bu yazının altına yorum yapanlar 1 (Bir) çekiliş hakkına,

2) Bloguma üye olup bu yazının altına yorum yapan, ayrıca kendi blogunda bu kampanyadan bahsedip blogumun linkini verenlere (tabii ki yorum yaparken yazının linkini vermeli ki kişi takibini yapabileyim) 2 (iki) çekiliş hakkı tanıyacağım.

Tam 1 ay sonra yani 21 Kasım 2010 ‘ da 1 Asil – 1 Yedek talihli bildiricem (tabii ki çekilişle) . 3 gün içinde asil talihli dönüş yapmazsa yedek talihliye kitapları yollayacağım.

Herkese bol şans diyorum şimdiden :)

Doğum günü gecesinin sabahında (bu nasıl bir cümle oldu yahu?) Aybüke Altınöz’den doğum günü hediyem geliverdi.

Yaklaşık 3 hafta evvel buluşup konuşmuştuk blogumun yeni tasarımı ile ilgili. Aklımdakileri, ruhumdakileri sayıp dökmüştüm Aybüke’ye.Çok keyifli saatler geçirmiştik beraber. Ama yine de ben bile böyle güzel bir şeyin ortaya çıkacağını hayal edememiştim !

Aybüke’nin tasarımları tamamen benim sevdiğim tarzda aslında. Renklendirmeleri, kattığı yorum. Ama dediğim gibi, bu benim hayallerimi aştı :)

Günlerce üzerinde uğraştı, benden bile gizledi çizimleri :) Her noktasında, ayrıntısında el emeği saklı. Ruhundan bir parça koparıp ekledi bu çalışmaya biliyorum. Sadece iş olmadı onun için bu tasarım.
Benim ruhumu, hayallerimi görsel hale getirdi. Benim eksik kaldığım noktalarda kendi yorumunu ekledi, harmanladı öyle devam etti yoluna.

Beni bu kadar güzel tamamladığı için, korkunç derecede sık ve çok olan tüm sorularıma sabırla cevap verdiği için, bu harika görsel şölen için çok teşekkür ediyorum Aybüke Altınöz’e :)

Şimdi size tasarımda ki kedicikleri tanıtayım :)

Patisiyle ayna tutan kız kedi benim Misha’m, yanında ki hınzır turuncu kedi Alev‘in Ökkeş’i, uyuyan mavi tembel kedi benim Pica’m, çöp kutusunun yaninda ki obur kedi Kültür Mantarı ‘ nın kedisi Binnaz, arkada ki pembe depresif kediyi tanımıyorum :) Ben eve gitmişim, sadece mor pati izlerim görünüyor :)

Alt kısımda benim Çiko’m var . Aybüke ablası onun dilinde hiyeroglifler yazmış.

Sonuç itibari ile her ayrıntısıyla çok beğendim ben bu tasarımı.

Güle güle kullanırım, bol içerik üretirim baktıkça bu tasarıma inşallah :)

Aybüke’nin diğer bi sürü süper çalışmasını görebilmek için buraya tıklayabilirsiniz efendim…

Yeni Rakının;  gerçek sofralar, gerçek muhabbet diyerek başlattığı blogger kampanyasına katıldım geçtiğimiz cumartesi gecesi (27.02.2010).  Kampanya en başından itibaren çok güzeldi ama yine de bu kadar ince ayrıntıların düşünüleceği, bu kadar başarılı olunacağı tahmin edilemezdi.

Cumartesi gününden evvel tam üç kez aranmıştım yeni rakı organizasyonu için. Öncelikle tarihin benim için uygun olup olmadığı kibarca sorulmuş, uygun değilse hangi gün müsait olacağım öğrenilmek istenmişti. Sonrasında bir sorun olup olmadığı, katılıp katılamayacağım. Son olarak ta mekanı bulamama durumu için yardımcı olacak kişinin iletişim bilgilerini vermek için aranmıştım.

Cumartesi günü sabah erkenden kalkmamla başladı fakat bir gece önce ki Eyvah Eyvah’ ın blogger gösterimi sayesinde biraz yorgundum. Saatler geçtikçe iyice üşenmeye başladım kalkıp hazırlanmaya, evden çıkmayıp film izlemeyi falan planlıyordum ki ffte açtığım feede istinaden organizatörlerden Ercüment’ten dm geldi. Bizi ekme içerikli bi iki cümle kurmuş (ayrıntıları uzunca yazıp sıkmayayım sizi, nasılsa ilerleyen cümlelerde neler olduğunu öğreneceksiniz) :) . E biraz ayıp olmasın biraz da değişiklik olsun mantığı ile saat 16.00 gibi hazırlanmaya başladım. (Evet organizasyon saat 20.00 de olabilir ama bunun duşu var, kıyafet beğenmesi, ütüsü, saçı, makyajı var di mi alla alla). Neyse efendim Ergin’ in ”Yeter hadi geç kalıcaz” naraları neticesinde bir elimde ruj, bi elimde çanta bi yandan ayakkabılarımı giymeye çalışarak evden çıktım sonunda.

Despina’ ya vardığımızda saat 20.00 olmak üzereydi ve hemen hemen geleceklerin hepsi gelmişti.  Arkadaşlar saolsunlar bize de yanlarında yer ayırmışlardı. Böylece hemen yerimize geçtik. Bu arada belirtmeden geçmek haksızlık olur; kapıda gayet şık bir şekilde karşılandık. İçeriye buyur edildik. O kalabalığın içinde bile insanın kendisini özel hissetmesi için herkes elinden geleni yapıyordu. Neyse efendim, bir kaç dakika oturduktan sonra Seviye ile sigara içmeye arka bahçeye çıktık. Sadece bir dakika süren bir çakmak arayışına girdik ki o esnada orada ki çalışanlardan mı yoksa orasının sahibi mi bilmediğim bi bey geldi, önce ceketinin düğmesini ilikledi ve sigaralarımızı yaktı gayet kibar bir şekilde. Sizleri bilmem ama ben biraz eski kafalıyım bu tarz konularda. İnsanlar artık eski kibarlıkları, incelikleri hızla unuturken, rafa kaldırırken bu kadar -kimine göre- ufak şeyler beni memnun etmeye yetiyor.

Sigarımızı içmemizin ardından masamıza döndük, önce mezeler geldi. 20 cclik rakılarımız, şalgamımız, buz gibi suyumuz, buzumuz her şeyimiz tamdı masamızda. Bir bayan olarak tabi ki hemen çaktırmadan çatallara, bıçaklara, bardaklara baktım ufaktan. Her şey gayet temiz, düzenliydi. Henüz herkes ”ayık” olduğundan yavaşça başladık sohbete ve içmeye. Herkesin elinde fotoğraf makinesi,  birbirini çeken çekene :)

Zaman ilerledikçe tabaklarımız yenilendi, buzumuz, suyumuz hiç bir şeyimiz eksik edilmedi önümüzden. Garson çağırmadık bile diyebilirim. Daha bir şey bitmeden yanımıza gelip hemen yenisini getirdiler. Mekan hoştu, çalışanlar kibardı. Sevdiğim insanlar vardı yanımda, bundan daha iyi bir gece olabilir miydi ? Sanmıyorum :)

Gece ilerledikçe sürprizlerde çoğalmaya başladı aynı oranda. Evet masalarda bize sunulan rakının bir sınırı vardı fakat sonrası düşünülmüştü. Ama bundan öncesinde benim için en güzel sürpriz fotoğraflar oldu. Canlı müzik zaten bir harikaydı bunun üzerinde bile durmaya gerek yok. Hani düğünlerde fotoğrafçılar olur da davetlilerin fotoğraflarını çeker sonra basıp getirirler ya, hani baya güzel bi paraya satarlar bu fotoğrafları genelde, işte aynısı yapılmıştı. Fakat tek bir farkla; o kadar fotoğrafımız çekilmişti, hepsini bize getirmişlerdi ama bizden para istemek kimsenin aklına bile gelmemişti. Sadece o güzel günün birer anısı sunulmuştu bize kibarca!

Tüm bunların yanında bizim orada bulunmamıza vesile olan blog yazılarının tamamının basıldığı özel kitaplar vardı bize hediye edilen. Evet belki hepimiz harika yazarlar değiliz ama hepimizin bir kitabı var artık :)

Bu yazıyı uzattıkça uzatabilirim aslında :) Çünkü uzun zamandır hiç bir organizasyondan bu kadar keyif almadım.

Rakının sınırlı verilmesinden bahsetmiştim az evvel. Evet kişi başı belirli bir miktar alkol verildi herkese ama öyle tadında ayarlanmıştı ki o bile, belki bi o kadar daha içilse karmaşaya sebebiyet verecek şeyler yaşanabilirdi. Bence herkes tam tadında ayrıldı mekandan.

Sıra gecenin sonuna geldiğindeyse herkesi bir sürpriz daha bekliyordu. Evet mekanda ki alkol sınırlıydı fakat yeni rakı bize birde yolluk hazırlamıştı :) Şık bir kutu içerisinde iki rakı kadehi, bir 50 lik rakı ve çok şık bir fotoğraf albümü vardı. Tüm bunlar yetmezmiş gibi birde evimize kadar servisle bırakılacaktık !!!

Kapıda tek tek uğurlandık, hediyelerimiz verildi, kitaplarımızı, çekildiğimiz fotoğraflarımızı da aldık çıktık mekandan. Servislere bindik. Bu esnada Ercüment ve tüm organizasyon ekibi her saniye olanlara vakıf durumda bizleri yönlendirdi incelikle.

Biz kalabalık bir grup olarak eve gitmeyelim, dans etmeye gidelim dedik ve Taksim Melekte karar kıldık. Sabaha kadar dans ettik, muhabbete, keyife devam ettik. Sevdiğim insanlarla harika bir gece geçirdim.  Sabaha karşı ayaklarım şişmiş bi şekilde çıktım Melekten. Eve gidebilecek kadar bile topuklu ayakkabılarımın üzerinde duramayacağımı fark ettim tam bu esnada!! (Evet dans ederken fark etmemiştim bunu:p). Ayakkabımın birini Sercan’ a birini Ergin’e vererek yağmurdan ıslanmış, çamur içinde ki sokaklarda çıplak ayaklarla yürüyerek eve gittim :) Ama o kadar keyifli bir gece geçirdim ki sonra ki üç gün boyunca her yerimin ağrıması dahi canımı sıkmadı.

Evet gün bitmişti ama hayır yeni rakının sürprizleri hala bitmemişti :)

İki gün sonra organizasyon sahibi arkadaşlar aradılar ve organizasyonda eksik gördüğüm şeyleri sordular. İnanabiliyor musunuz ? Eksik gördüklerimi sordular :) Bende sadece ”Her şey harikaydı, daha ne olsun?” diyebildim.

Ve son sürpriz ise mekanda çekilen tüm fotoğrafların tek bir platformdan paylaşılacak olmasıydı. Genelde bu tarz durumlarda bilirsiniz ki herkes beni çeken fotoğrafları yollasın n’olur modunda olur ve fotoğrafı çekende, çekilende günlerce fotoğraf peşinde koşmaktan sefil olur. Ama bu kez bu kalabalığı yaşamamıza hiç gerek kalmadı .çünkü bu bile düşünülmüştü!!!

E bu kadar ince düşünülmüş bir proje karşısında kendi adıma emeği geçen herkesin önünde saygıyla eğilmekten başka bir şey yapamıyorum.

Huzurunuzda hepsine, özellikle Ercüment Büyükşener’ e teşekkür ediyorum ve tebrik ediyorum. Bu kadar ince, eksiksiz, şık organizasyonların devamını diliyorum.

teşekkür ediyorum..