İlk gördüğümde aşık olmuştum tipine. Muhakkak sahiplenmeli, Çiko`ya arkadaş olarak eve getirmeliydik.
Günlerce Gergin`i ikna etmeye çalışmış ve başarmıştım (tabi başka ne olacak sandın ki?). Sahiplenmeye İstanbul`un bir diğer ucuna gideceğimizi (cehennem sıcağında) bilmiyorduk tabi. İlk sevmeye kalktığımda bir güzel parçalamıştı elimi. Hamile kaldığı için Misha`yı sahiplendirmek isteyen o zamanki sahipleri “hiç yapmadığı şey” dediğine buna inanmamamız gerektiğini bilemezdik!
Önce Çiko`yu, sonra beni, sonra Gergin`i sırasıyla bi güzel çizdi. Sevdirmediği gibi taramaya kalktığımızda karşı apartmandaki köpekleri bile balkona çıkartacak kadar tiz çığlıklar attı. Öyle çok çığlık atıyordu ki, Çiko bile bir şey yapıyoruz sanıp yanımıza gelip bize miyavlıyordu acı acı. Balkondan yan komşuya kaçıyor geceleri. Komşu bir gün anlatıyor; “Gece salondan sesler geliyor bir bakarım ki sizin kedi bizim salonda koltuğa kurulmuş yatıyor!”
Allahtan çok kızmıyor bize, bizde en kısa sürede çözücez bunu diyoruz fakat Misha hanım fırsat buldukça kaçmaya devam ediyor. İllallah dedirtiyor. Bir süre sonra sevmeyi, taramayı falan bırakıp yalnızca hizmet etmeye başlıyoruz babasının prensesine!
Bu böyle aylarca sürdü gitti. Bebek Misha büyüdü, Çiko`yu dövdü, bizi yanına yaklaştırmadı. Her şeye alıştık derken birden hamile kaldı hanım kızımız!

Misha`hıh kızıştığını, delirir gibi hareketler yapmasından da anlamadık biz. Taki Çiko ile çiftleşene dek!
Çiko bey kısırlaştırılmadan 2 gün evvel Misha sultan ile çiftleşti. Yalnızca bir kez çiftleşip hamile kaldı Misha hanım. Tüm hamileliği boyunca “Bu kontes hayatta bakmaz bebeklere, nasıl büyütücem ben kim bilir kaç tane doğuracak?” diye diye gezdim etrafta.
Hamile kaldıktan sonra huyu suyu değişiverdi tamamen. Komşuya kaçmak, cam kenarlarında dolanmak, en güzeli ise bizi parçalamak falan bitti. Hatta hasta olduğum bir gün gelip göğsüme yattı, resmen başımda bekledi meleğim.
Haftalar geçti gitti, ha doğurdu doğuracak hale geldi. Bi gün ev arkadaşımız ile odaları değiştirme kararı aldık. Tüm eşyaları odadan çıkarttık. Yalnızca bir çekyat kaldı.Ve sadece sevilirken miyavlayan, normalde “miv” bile demeyen Misha garip sesler çıkartarak çekyatın arkasına girmeye çalışmaya başladı.
Evet, doğum başlayacaktı ve oda bomboştu!
Hemen kirli sepetini yan yatırıp içine havlular koydum. Eski bir yorganı da en alta serdim altına ve ışığı kapatıp çıktık odadan. İçimiz içimizi yerken korkuturuz diye giremedik bir süre odaya. Ve sonunda dayanamayıp baktığımızda ilk bebeğimiz gelmişti bile! Simsiyah bir bebek!
Bir süre sonra ard arda 2. ve 3. bebeklerde geldi. Fakat Misha 2. `yi bırakıp 3.`nün kesesini yırtıp yalamaya başladı. Bir süre bekledikten sonra biz 2. bebeğin kesesini kesip, nefes almasını sağlayıp (hafifçe burnuna vurup, üfledim ne yaptığımı bilmeden, sadece şansımı denedim :/ ) Misha`nın yanına koyduk. Tam 4 saat sonra ise son bebeğini, sarışın oğlanı doğurdu kızım.
Ve dünyanın en güzel deneyimlerinden birini yaşattı bize.
“Bebeklere bakmaz” dediğim Misha, sevmek için kucağıma aldığım bebeklerini tek tek gelip enselerinden tuttuğu gibi kaçırdı benden.
Tuvalet kullanmayı (1 kez bile kum dışında başka yere çiş yapan bebek olmadı kullanacak kadar olduklarından sonra), su içmeyi, mama yemeyi, koltuklara tırmanıp sonra atlamayı, oyun oynamayı öğretti kızım hepsine tek tek.
Yaramazlık yaptıklarında kızıp patiledi, mama saati geldiğinde hepsini çağırıp emzirdi.
Gördüğüm, tanıdığım bir çok insandan daha güzel annelik yaptı bebeklerine. O dönem çalışmayıp tüm gün onlarla olduğum için çok şanslıydım.
Bebekler 60-65 günlük olana dek bizimle kaldılar. Sonra tek tek yuvalandılar…
Çiko bebekler doğduktan sonra zaten eve gelmez olmuştu ve biz Misha hanım ile başbaşa kaldık.
Artık yumoş gibi bi kedi haline gelmişti hanım sultan. Baba kucağından inmeyen (yine bana yüz vermiyordu yani), yaramazlıklara ara vermiş, eve gelen misafir kedilere en azından saldırmaya bırakmış bir cadı…
Beraber geçirdiğimiz son güne kadar; bizimle uyuyan, bize 4 tane dünya tatlısı torun veren, evimize neşe getiren, hayatıma giren tüm canlılar arasında bambaşka yeri olan, asla unutmayacağım, her anımızı dünmüş gibi hatırlayacağım minik burunlu, güzel kızım…
Hala gittiğini düşündükçe kalbim acıyor, gözlerimin dolmasına engel olamıyorum.
Yerini hiç kimse, hiç bir şey, hiç bir canlı doldurmayacak.
Seni çok seviyoruz.
Torunların birinden ne yazık ki hiç haber alamıyoruz…
Diğerleri ise kocaman oldular. Hepsi kızımın güzel gözlerine sahip oldu şansımıza…
Hepsini sanki dün yaşamış gibiyim… Canımın içini dün koklamış gibiyim…
Son minik nefesini verirken kollarımda, çok büyük bir parçamı da aldın gittin yanında…
Seni hiç unutmayacağım bi tanem.









































