Mor Kedi Patisi

Etiket Arşivi: » keyifli «

Temmuz ayında Buzbağ ve Zarakol 2.0′ın beraber düzenlediği “Efsane Gurmelerini Arıyor” isimli yarışmasına başvuruda bulundum.

Konu Buzbağ ve şarapları olunca hemen şansımı denemek istedim doğrusu. Malum Trakya’lı olup çocukken şaraba başlamayan birini bulmak zor. İlk okulda bile bir kadeh şarabım olurdu hep masada. Bir yudum kaldırırdı çoğu zaman midem ama muhakkak o yudumu alır, büyüklerle “takıldığımı” tam olarak hissederdim :)

Şarap olan her yerde olmak benim için bir keyif hal böyle olunca.

Yarışmaya katıldıktan bir süre sonra Zarakol 2.0. ‘dan Aslı beni haberdar etti katılacağımız yemekten (Doğrusu ben bu ayrıntıdan haberdar değildim. Katılmamın nedeni, Elazığ bağbozumu gezisine gitme şansıydı.)

Yemek sıradan bir yemek değildi elbette; profesyonel şarap eğitmenleri bize bu yemekte katılacak, Türk yemekleri ile bunlara yakışan şarapları deneyecektik! Bunların hepsinin yanında, bu yemeğe katılan her katılımcıya Kayra Wine Center’dan profesyonel şarap eğitimi verileceğini öğrendim… Daha ne olsun ? Şarap, eğitim, keyifli bir yemek …

Yemeğe en son grup olan 5 Ağustos grubu ile katıldım. Yanımızda bir misafir götürebileceğimiz belirtilmişti ve ben tabi ki her zamanki gibi Pandoramı kaptım öyle gittim :)

Yemekte yeni insanlarla tanışma fırsatını yakalamış olmak benim için çok büyük bir zevkti. Özellikle Zeynep Mengi ile tanışmak çok güzeldi :) Uzun zamandır tanımak istediğim biriydi Zeynep. Gerçi pek oturup muhabbet etme şansımız olmadı :)

Yemeğe oturmadan önce herkes kısaca kendinden bahsetti, özellikle 7 yaşından beri “yazan” Erdem arkadaşımız pek dikkat çekti :)

Yemekler gelmeye başladığında, şarabı nasıl tadacağımız hakkında kısa bir teorik ve pratik eğitim aldık. Sonrasında ardı arkası kesilmeyen en leziz Türk yemekleri ve benzersiz lezzette ki Buzbağ şaraplarıyla başbaşa kaldık. (Tabi ki gecenin en keyifli yanı buydu.)

Yedik, içtik, muhabbet ettik. Öyle keyifli vakit geçirdik ki (En azından ben ve Pandora) gece bize erkenden bitmiş gibi geldi.

Zarakol 2.0. her zaman ki gibi çok incelikli bir sosyal medya organizasyonu hazırlamıştı (Buzbağ’ın katkıları ile tabi ki).

Gece bittiğinde hepimiz tamamen tok, hafif çakırkeyif ve gayet mutluyduk :)

Şimdi size menümüzdeki yemeklerin (kendi damak tadıma uygun şekilde) hangi şaraplarla uyum sağladığından biraz bahsetmek istiyorum. Belki sizde denemek istersiniz ! :)

NOT : Menümüzdeki yemekler aslında belirli şaraplarla tavsiye edilerek sunuldu bize. Fakat ben tüm şaraplarla deneme yaparak notlar aldım.

GİRİŞ

Peynir tabağı

Balon pide – Ekmek

Tereyağ

Ben aslında tam olarak bir Kırmızı Şarap severim fakat özellikle tereyağ ve peynirle Buzbağ Beyaz Şarap inanılmaz bir uyum sağladılar. Sanırım Beyaz Şaraba bakış açım artık çok farklı olacak :)

MEZELER

Gavurdağı : Buzbağ Klasik

Toros : Buzbağ Klasik

Çiğ Köfte : Buzbağ Beyaz

Abaganus : Buzbağ Beyaz

ARA SICAKLAR

Patlıcan Söğürme : Buzbağ Beyaz

İçli Köfte : Şaraba uygun bi tat olduğunu sanmıyorum. Ben pek yakıştıramadım hiç birini.

Fındık Lahmacun : Buzbağ Klasik

Minik Peynirli Pide : Herhangi bir şarapla uygun olduğunu düşünmüyorum.

Humus : Kesinlikle Buzbağ Öküzgözü (Muhakak denenmeli diye düşünüyorum, benzersizdi.)

Çöp Şiş : Buzbağ Beyaz

MANGAL’DAN

Tarsusi Kebap : Buzbağ Beyaz ve Buzbağ Boğazkere

Pideli Şaşlık : Buzbağ Boğazkere

Terbiyeli Şiş : Buzbağ Rezerv (Boğazkere’yi denediğimde kesinlikle uyumsuz olduklarına kanaat getirdim.)

Pirzola Kaburga : Buzbağ Rezerv

Patlıcan Kebap : Buzbağ Rezerv

Özellikle Buzbağ Rezerv ve Beyaz gözüme girdi diyebilirim. Sanırım bundan sonra yemeklerde muhakkak soframda bulunacak iki farklı tat.

Boğazkere ve Öküzgözünü daha çok kırmızı etle tüketmenin uygun olacağını düşünüyorum. Bol yağlı, ağır baharatlı tatlarla birbirini tamamlayacak cinsten iki şarap.

Daha hafif, mangal, ızgara tarzı yiyeceklerde ise Rezerv göz bebeğim olacak artık :)

En kısa zamanda sizinde denemenizi tavsiye ediyorum…

Sevgilerle…

Uzun zamandır uzak kaldım buralardan :(

En sevdiğim şey olan yazmaya bile vakit ayıramıyorum bi süredir ne yazık ki.

Geçtiğimiz ayın son haftası Cihangir’deki evimizden taşındık.

Taşınmak başlı başına ayrı bir olaymış anladım.  Günler önce başlayan kolileme işlemi taşındıktan sonra günlerce o kolileri açma eylemine dönüşüyormuş. Bunu acı bir şekilde öğrendim.

İşe git, eve gel, koli aç, uyu, işe git … gibi bir döngü içine girdim bir süredir :)

Tüm bu süreç içinde Pandora ciddi anlamda çok destek oldu. Ben işteyken o eve gidip evdeki işlere yardımcı oldu. Yoksa her şeye yetişmek biraz imkansız olacaktı.

Bu sürede hoşuma giden tek şey deliler gibi alışveriş yapmam oldu tabi ki :)

Eve bi kaç mobilya yanında ufak defek bi milyon şey aldık. Ara ara kıyafet alışverişine çıktım. (Evet içimde ki alışveriş canavarı bölünerek çoğalmakta şu sıra ve ben nedense pek şikayetçi değilim…) Sonrasında saç rengimi ateş kızılından, mandalina turuncusuna çevirdim ama yarın bu değişikliğe bir son verip bambaşka bi değişiklik yapma planım var.

Tüm bunların olduğu sırada minik bir çekilişe katıldım. (Aslında pek minik değildi :p)  Yeni keşfettiğim şu blogta gerçekleşen bu çekilişten 100 tl’lik bir boyner hediye çeki kazandım (nyks olarak). Bunun nasıl iyi geldiğini tahmin edebilirsiniz :)

Yani son dönemlerde hem çok yorucu hemde çok keyifli günler geçirdim. Hala evi tam olarak yerleştiremedim, eksik bi sürü şey var. Ve bi süre daha tam olarak yerleşebileceğimi sanmıyorum.

Bu satırları şuan Lüleburgaz – Büyükkarıştıran’da evli olan kızkardeşim fıstığımın evinin mutfak masasından yazıyorum. Minik bir üye katılacak ailemize, gelmemeye inat etmezse inşallah. 9 ay 8 gündür annesinin karnında kuzu gibi yatmakta olan beyefendi  belki doğar diye geldim ama hiç öyle bi niyeti yok kendisinin. Haftaya yeniden buradayım…

Minik sıpayı aldım karşıma konuştum ama teyzesini de dinlemeyecek anlaşılan. Böyle giderse kendisini, çok sevdiği anne karnından zorla alacaklar. Şimdiden annesine çektirmeye başladı. Zamanında bizi çok kızdırdığında annesine “Allah sana senin gibi evlat versin” cümlesini baya içten kurmuşuz sanırım :)

Burada hava inanılmaz sıcak. İstanbul cennetmiş bunu anladım bir kez daha.

Bu satırları bile bir araya nasıl getiriyorum şuan kendime şaşırıyorum çünkü nefes almaya bile mecalim yok!

Daha fazla da uzatmıycam zaten.

Bir sonraki yazıda yeğenimle beraber bi fotoğrafımı koyabilmek dileği ile…

(Yazacak o kadar çok şey var ki aslında ama hava çok sıcak, klimalı bir ortama geçtiğimde yazıcam hepsini… )

Uzun zamandır evden çıkmamamın acısını eve girmemek halinde çıkartmaktayım şu sıralar. Tabi bu olayda güzel organizasyonların payı pek büyük. Ayrıca, birileri eğer size haftasonu dinlenirsin diyorsa bilin ki yalandır ! :) Hele şu yaz aylarında imkansızdır, olabilitesi mümkün değildir.

Neyse efendim gelelim bu hafta ki yoğun haftasonu programıma. Biraz kıskandırmak gibi olacak ama napalım. Ben evde otururken siz fellik fellik geziyordunuz ben bi şey diyor muydum ?

Cumartesi sabah 07:00′ de uyandım. Duşumu aldım. Hazırlandım. Aldım elime törpümü, tırnaklarımı her zaman ki gibi şekillendirip en sevdiğim kırmızı tonunda ki ojemi sürdüm. Ojenin kurumasını beklerken sevgili Pandora geldi. Biraz oyalandık, muhabbet falan ettik sonrasında kalktık Fındıklı sahile indik. Oradan Ortaköy’e.

The House Cafe’ ye ilk kez gittim. Girişi gayet sıradan olan House Cafe’ ye girdikten sonra o muhteşem boğaz manzarasına vurulmamak imkansız ! Birde sizi karşılayan, tek tek yanınıza gelip “Hoşgeldiniz” diyen birbirinden güzel, nazik bayanlar varsa bundan daha keyifli bir deneyim olamaz :) Philips Grup Pazarlama Müdürü Didem Tezcan, Halkla İlişkiler Müdürü Burcu Aksoy ve Yardımcı Pazarlama Müdürü Beril Özkan bizi karşılayan gruptu. İnanılmaz kibar, neşeli ve samimi davrandılar. Ki en önemlisi samimiyetti bana göre.

Blogger kimliğimle katıldığım organizasyonlar arasında en beğendiğim iki organizasyondan biri oldu diyebilirim gönül rahatlığı ile. Bir diğerinin yazısına buradan ulaşabilirsiniz :)

Brunch masasına oturduktan sonra kısa bir konuşma yapıldı Philips yetkilileri tarafından ve sonrasında beklenen an gelmişti : İbrahim Zengin gelip bize yeni saç uygulama trendlerinden bahsetti, sorularımıza cevap verdi. Ve sevgili Funda‘yı kuaför koltuğuna davet etti :)

Tüm katılımcıların saç ve makyaj uygulamaları kıyafet, tarz, kişilik özelliklerine göre , make-up artistler, İbrahim Zengin ve ekibi tarafından gerçekleştirildi. Hepimizin ne kadar mutlu olduğunu tahmin edebilirsiniz herhalde :)

Bir kaç saat süren bu işlemler sonrasında herkesin tek tek fotoğrafları çekildi. Tüm bu uygulamalar sırasında da kamera çekimi yapıldı.

Benimle işleri bittiğinde kendimi gayet iyi hissediyordum doğrusu :) Şampanyamı yudumlarken sevdiğim dostlarımla ve kuaförümüzle de bol bol sohbet etme şansım oldu.  Bu sohbet sırasında saçlarımı kestirmeye ve renk değişimine kesinlikle ikna oldum diyebilirim. Kısa süre içinde yeni halimle karşılaşmanız olasılıklar dahilinde :)

Bu güzel organizasyon sonunda evlerimize dağılmak için toparlanmaya başladık, vedalaştık ve gitmek üzereyken bize birer tane maşa ya da düzleştirici hediye edeceklerini söylediler ! E artık bu kadarı da fazla derken buldum kendimi yalan yok :)

Ben tabi ki zaten kıvırcık olan saçlarım için maşa değilde düzleştiriciyi tercih ettim. Saçlarım yapılırken gözüm kalmıştı :) Kısa süre içinde almayı planladığım bir ürün olması beni çok sevindirdi.

Yine de maşanın başarısını da hafife alamam.  Kısa bir süre içinde saçlarım yapılırken kullanılan maşadan edineceğimi söyleyebilirim iç rahatlığı ile. Çünkü iki üründe saçlarımın çok çabuk şekil almasına neden oldu.

Peki ya bu kadar bakımdan sonra eve mi gidilirdi ? Tabi ki hayır ! :)

Önceki durağımız Kadir Has Üniversitesi’n de yapılan Sansüre Karşı  Ortak Platform Toplantısı oldu. Ne yazık ki önceden haberim olmadığından sadece son saatine yetişebildim sevgili Pandora, Funda, Melike ve Olcay ile. Bundan sonra ki görüşmelere daha sık katılmayı planlıyorum kendi adıma.

Daha sonra Taksim Vosvos’ta sevgilim ve Sercan’la buluştum ve tabi yine Pandora’m bana eşlik etti saolsun :) Bir süre sonra Sercan ve Pandora evlere dağıldı ve sevgilimle başbaşa kaldık. Oradan Peyote, Caravan ve Dorock’a geçtik. Dorock’ta Wincih, Amorfia ve bir arkadaşlarıyla karşılaştık. Birazda orada takılıp soluğu Araf’ta aldık. Ve ben zaten sonrasını pek hatırlamıyorum :) Eve nasıl gittim, nasıl yattım uyudum bi fikrim yok :)

Ertesi sabah erkencikten kalkıp Esenler otogar’a gittim. Ağrı’da bi süredir öğretmenlik yapan ortaokuldan arkadaşım İstanbul’a gelecekti çünkü beni görmeye. Onunla buluşup güzel bir kaç saat geçirdikten sonra koşa koşa eve gelip uyudum tabi ki :)

Çok yoğun, keyifli, süper bir haftasonu geçirdim.

Ancak bu hafta bu yazıyı yazabildim çünkü bu haftamda pek yoğun geçti.

Hayatımda bir sürü değişim meydana geldi. Yeni bir iş ve beraberinde olan güzel gelişmelerden bir sonra ki yazımda bahsedicem :)

Şimdi uyumalıyım, yarın iş var malum :)

NOT :

* Philips etkinliği fotoğrafları sanırım kısa süre içinde elimde olacak. Buradan bir kaçını paylaşmayı düşünüyorum.

*Caravan’ a ne yapmışlar öyle ? :( En son lisedeyken gitmiştim.  O zamanlar yürüyecek yer bulamazdık. Şimdi iyice clup tarzı olmuş. Gerçekten yıkıldım.

*Dorock’a ilk kez gittim ama daha sık uğrayacağıma eminim.

*Araf’ı ve deliler gibi dans etmeyi çok özlemişim. Daha sık gitmeliyim :)